Ayşe Arman: Hayallerimi Adana’da Kurdum, Orada Hafifliyorum | Atlasjet - Blog

Ayşe Arman: Hayallerimi Adana’da Kurdum, Orada Hafifliyorum

Nis 10

5 Mart’ta 1982. kez Adana’ya gittiniz! Baba ocağına yolculuk sizde nasıl hisler uyandırıyor?

Müthiş hisler! Coşku, heyecan, sevinç… Hafifliyorum Adana’ya giderken. Yükler ve bagaj İstanbul’da kalıyor. Geçmişime gidiyorum, ‘öz’üme dönüyorum. Gazeteci Ayşe değil, yine ailemin ortanca kızı oluyorum. Bir sürü duyguyu bir arada yaşıyorum. Endişeler, sorunlar, planlar, projeler yok oluyor. ‘An’ı yaşıyoruz hep birlikte. Cümbür cemaat bütün aile bir arada. Her kafadan bir ses çıkıyor. Büyük sofralar kuruluyor. Gelsin Adana ziyafetleri! Kebaplar, lahmacunlar, içli köfteler… Hep kilo almış olarak dönüyorum. Ama her şeye değiyor!

Adana büyük bir şehir olsa da geleneksel değerlerini korumaya devam ediyor. Bu kültürel yapı, sizi nasıl etkiledi?

Samimidir Adana insanı! Oyunsuz, alaveresiz dalaveresiz. Ben de öyle olduğumu düşünüyorum. Biraz fazla direktim. Aklımdaki ağzımda. Biraz da boş boğazım. Bildiğin geveze yani! Bir de çabuk sinirlenirim, pire için yorgan yakarım. Sonra geçer. Ve cömerdim. Bizim oradan cimri adam çıkmaz! Tüm bu özelliklerim Allah’tan mesleğimde işe yarıyor. Duygularımda da cömerdim. Yaptığım gazetecilik de samimiyet üzerine kurulu.

Özgür düşüncelisiniz, bu da bir Adanalılık hasleti mi?

Olabilir. Adana’dan çıkan insanlara bakarsanız, hepsi bir acayip. İyi anlamda söylüyorum, hepsi kendine özgü, nev-i şahsına münhasır tipler. Pek dizginlenmeye de gelemezler.

Aileniz hâlâ orada yaşıyor olmasaydı, şehirle bu kadar güçlü bağlarınız olur muydu?

Onların orada yaşıyor olması, babamın da orada, o topraklarda yatıyor olması tabii ki beni Adana’ya bağlıyor. Ama dediğim gibi, orası benim memleketim, geçmişim. Bazen geceleri, portakal çiçekli bulvarlarında dolaşıyorum, o kokuyu içime çekiyorum. Ara sokaklarında yürüyorum, o sarı sıcağı hatırlıyorum. Çocukluğumun mekânlarına gidiyorum. Bütün hayallerimi orada kurdum ben, çok çok önemli Adana benim için. Bizimkiler taşınmış olsaydı da, benim için özel olacaktı.

“ANNEM HEPIMIZDEN DAHA ADANALI”

Peki anneniz bir Alman olarak Adana’daki yaşamını nasıl kurdu?

Adanalı bir çiftçiye âşık oluyor! Babam, Avusturya Lisesi’nde okuyor sonra da üniversite eğitimi için İsviçre’ye gidiyor, annem de konservatuarı bitirmiş Bern Tiyatro’sunda dans eden bir balerin. Kapı komşusu oluyorlar. Olmakla kalmıyorlar bir de âşık oluyorlar! Birlikte Adana’ya dönüyorlar. Adana’nın yarısı çiftçidir, rahmetli babam da çiftçilik yapıyor-du vefat etti. Annem, 45 senedir Adana’da yaşıyor ve bence hepimizden daha Adanalı. Çok iyi Türkçe konuşur. Hatta cümlelerin arasına eski Türkçe laflar yerleştirir. Belki annem için ilk yıllar zor olmuştur, ama sonra fevkalade bir uyum sağladı. Adanalılar da, “yabancı gelin”lerini bağırlarına bastı.

Bu yıl ilk kez “Adana Portakal Çiçeği Karnavalı” gerçekleşiyor. Sizinle birlikte birçok ünlü Adanalı da davetli…

Evet, çok heyecanlıyım. Bu karnavalı kaçıramazdım, biletlerimizi aldık, gidiyoruz. Proje’nin mimarı, Toyota Ceo’su Ali Haydar Bozkurt çok sevdiğim, çok saygı duyduğum biri. Müthiş bir vizyonu var. Ama en önemlisi bir Adana aşığı. Evet, Belediye, Valilik, hatta Turizm Bakanlığı herkes sağ olsun seferber oldu, bir Adanalı olarak herkese teşekkür ediyorum. Ama Ali Haydar Bozkurt’a özel olarak teşekkür ediyorum. Bu, onun hayaliydi ve hayata geçirmeyi başardı. Adanalılar tutturuk olur! O da öyle. Ona şapka çıkarıyorum. Tabii ki bu ilk karnaval, ama ben inanıyorum ki, her sene daha iyi olacak. Bütün Adanalılar sempatiyle bakıyorlar bu fikre. “Biz nasıl destek oluruz, yapabileceğimiz bir şey var mı?” diye soruyorlar. Var. Hep birlikte orada olalım, bu coşkuyu birlikte yaşayalım.

Adana’nın kültür ve sanat hayatına büyük katkıları var. Havasından mıdır suyundan mıdır?

Bence kebabındandır! Benim için Adana, “hayal kuranların memleketi”dir. Hayal kurmak da sanatın temelidir. Gerçekten enteresan insanlar çıktı Adana’dan. Düşünsenize Yılmaz Güney, Yaşar Kemal, Orhan Kemal… Ve daha onlarca büyük sanatçı. Eminim daha da çıkacaktır.

“BAZI HABERLERDEN SONRA KENDIME GELEMIYORUM”

Mesleğinizde kendinizi hep birkaç adım öne taşımak, hem habercilik sınırlarını hem de kişisel sınırlarınızı zorlamak, sizi hayatta hangi noktaya taşıdı?

Oooo iddialı bir soru! Bu sözünü ettiğiniz sınırları gerçekten zorlayıp zorlamadığımı bilmiyorum. “Evet” zorluyorum dersem, hadsizlik olur. Çok heyecan duyarak yaptığım bir iş bu, elimden gelenin de en iyisini yapmaya çalışıyorum. Hâlâ beni mutlu ettiği için yapıyorum. Bir gün etmezse, bırakırım. Ama şimdilik öyle bir niyetim yok. Her gün yeni bir insan, yeni bir hikâye… Bayılıyorum. Bir sürü şey öğreniyorum. Fakat gazetecilik öyle bir şey ki, “Yaptım, bitti” yok. Hep devam etmek, hep çalışmak gerekiyor.

Tüm röportajlarınızda dikkat çeken, karşınızdaki kişiyle empati kurmanız ya da kurmaya çalışmanız. Bu durum, duygusal olarak sizi nasıl etkiliyor?

Evet, kolay iş değil. Ben de karşımdakiyle ağlayan bir gazeteciyim. Bazı haberler beni o kadar etkiliyor ki, uzun süre kendime gelemiyorum. Ama tüm bunlar, beni çok zenginleştiriyor. Kendimi kaptırdığım da oluyor.  Bir yangını yazıyorsam, ben de yanarak yazıyorum. Olaylara, soğuk bir objektiflikle yaklaşamıyorum. Ama bu da benim. Her zaman böyleydim. Esas olarak duygularıyla yaşayan bir insanım.

Bugüne kadar en etkilendiğiniz röportajlar hangileri oldu?

Bilmiyorum bu sorunun cevabını. O kadar uzun zamandır bu işi yapıyorum ki, yan yana ekleseniz, buradan Adana’ya kadar yol olur o röportajlar! Binlerce iş yapmışımdır. İlk çırpıda aklıma gelenler, cinsiyetini değiştiren Rüzgâr röportajı, çok cesur biri Rüzgâr ve bu ülkede bir ‘ilk’ onun anlattıkları. Sonra intihar eden Yüzbaşı Nazlıgül Daştanoğlu dosyası. Sonra kürtaj dosyası. Aslında ben, ölü yıkayıcılardan, siyasetçilere, sanatçılardan sporculara, eşcinsel hakemden, kadınken erkek olanlara kadar tonlara röportaj yaptım. Hangisine bu daha iyiydi desem, öbürüne haksızlık etmiş olurum. O yüzden yaptığım her işi, en önemli işim gibi algılıyorum.

YARGILAMADIĞIM IÇIN ANLATIYORLAR

Bugüne kadar “konuşmaz” ya da “dokunulmaz” denilen kişilerle röportajlar yaptınız. İkna yeteneğiniz çok güçlü olmalı. Bize bir tüyo verir misiniz, bu işin sırrı nedir?

Yooo. İkna yeteneği değil. Önce, çalıştığım gazete. Hürriyet gerçekten çok etkili bir gazete, insanlar röportaj vermek için Hürriyet’i tercih ediyor. Sonra, çalışkan bir gazeteciyim. İnsanlar biliyor ki, bu kadın 3-4 soru sorup gitmiyor, işi gerçekten anlamaya çalışıyor. Tembel değil, ağır işçiyim. Ve acayip titizlenirim. Karşımdakinin anlattıkları benim için altın değerindedir, onu da okura adam gibi iletmeye gayret ederim. Bir daha yazarım, bir daha yazarım. Biraz manyağım yani. Çok mükemmeliyetçiyim. Her şeyiyle bizzat uğraşırım. Fotoğrafıyla, mizanpajıyla. Bence yaptığım bir takım işler iyi oluyorsa, bu işi gerçekten tutkuyla yaptığımdandır. En sevdiğim şey, insan hikâyeleri. İnsanlar da kimseyi yargılamadığım için bana kafalarının arkasındaki şeyleri anlatırlar. Ben gazeteci olduğum için soru sormuyorum, soru sormayı sevdiğim için bu mesleği yapıyorum. İnanılmaz meraklı bir tipim. Uçakta yanımda oturan kişinin de bütün hayatını öğrenirim. Dolayısıyla, kişiliğime cuk oturan bir meslek yapıyorum.

Atlasjet’in yeni başlayan Adana seferleriyle hiç uçtunuz mu?

Adana’ya hiç uçmadım. Ama farklı destinasyonlara uçtum. Memleketime de sefer başlattığı için Atlasjet’i kutluyorum. Çok uçak seven biri değilim aslında. Alya’nın doğumundan sonra, hayatta ilk defa kaybetmekten korktuğum bir şey oldu. Sevgilim ve kızım. Onlara yapışık, dünyaya kazık çakmak istiyorum. Bunun da mümkün olmadığını biliyorum. Kontrolün bende olmadığı şeylerden korkuyorum. Üstelik hava yolunun çok emniyetli bir seyahat biçimi olduğunu bilmeme rağmen. Ama yine de uçuyorum…

Yorum yaz.

E-posta hesabınız yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

*

Şu HTML etiketlerini ve özelliklerini kullanabilirsiniz: <a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <strike> <strong>