Arşiv

Eylül 2018

Browsing

“Tanrı cenneti yaratırken çamurundan kopan bir parça Ohri’nin üzerine düşmüş.” der Ohrililer kendi memleketleri için. Yeni adıyla Kuzey Makedonya’nın başkenti Üsküp’e 2,5 saatlik uzaklıktaki Ohri, şehre adını veren tertemiz gölü, mimari mirası ve muhteşem doğası ile sadece ülkenin değil, tüm Balkanlar’ın göz bebeği. Gelin, cennetin simülasyonu olarak kabul edilen bu güzel şehri hep birlikte gezelim.

Kuzey Makedonya’nın sekizinci büyük şehri olan Ohri, ülkenin en turistik şehri. Ohri Gölü’nün çevresinde şekillenen şehrin doğal güzelliği akılları baştan alacak cinsten. Tahminen 6.000 yıllık geçmişe sahip olduğu düşünülen Ohri’nin tam 500 yıl Osmanlı hâkimiyetinde kaldığının izleri bugün bile gözle görülüyor. Şehir, Safranbolu evlerine benzer bir mimariyle inşa edilmiş konutları ile öne çıkıyor. Hatta Ohri evleriyle o kadar meşhur ki şehirdeki sokak lambaları bile evlerin maketleri şeklinde. 😊

Ohri’de gezilecek yerlere geçmeden önce sizlere şehir hakkında önemli ve bir o kadar da ilginç bilgiler verelim. Ohri şu an tüm Slav halklarının kullandığı alfabe olan Kiril alfabesinin doğduğu şehir. Alfabeyi, onla aynı adı taşıyan Aziz Kiril ve Metodiy Kardeşler bulmuş ve Ohri’den tüm coğrafyaya yayılmış. Ayrıca ilk Makedon Devleti’nin kurucusu Çar Samoil, yıldaki 365 gün için Ohri’ye 365 tane kilise yaptırmış. Günümüze 40 tanesi ulaşan kiliselerin yanı sıra bu küçük şehirde, Osmanlı döneminden kalma 10 tane cami ile bir de tekke bulunuyor.

Şehrin bir diğer özelliği ise tüm dünyada incileri ile tanınması. İnci deyince, gölde yaşayan midyelerden elde edildiğini düşünmeyin. Çünkü bu inci, gölde yaşayan endemik bir balık türü olan paşita adlı alabalığın pullarından imal edilen macun kıvamındaki maddenin sedef, plastik boncuk ve taşın üzerine kaplanmasıyla yapılıyor. Ohri’de bu incinin sırrına vakıf olan yalnızca iki aile var ve bu sır aileler tarafından inanılmaz güvenli bir şekilde korunuyor. Slav kraliyet ailelerinin yanı sıra dünya yıldızlarının da tercihi ve tamamen el emeği olan bu güzel inciler, Ohri’den alınacak en güzel hediyelerin başında geliyor.

Ohri Gölü ise tüm Avrupa’nın en eski ve en derin krater gölü. Aynı zamanda da en temizi. 1979 yılından beri UNESCO Dünya Mirası Listesi’nde bulunan göl, birçok endemik balık ve bitki türüne de ev sahipliği yapıyor.

Şimdi gelin, hep birlikte Ohri’ye geldiğinizde mutlaka görmeniz gereken yerlere yakından bakalım:

  • Ohri’nin eski şehir kısmındaki daracık taş sokaklarını ve tüm Avrupa’da meşhur olan evlerini mutlaka görmeniz gerek. Zaten şehir yukarda da söylediğimiz gibi uzun süredir UNESCO Dünya Mirası Listesi’nde.
  • Eğer mevsim uygunsa, Ohri Gölü’nün berrak sularında yüzün. Gölün çevresinde bunun için birçok tesis mevcut. Bunlardan en meşhuru tüm gününüzü rahatlıkla geçirebileceğiniz Cuba Libre. Tabii isterseniz çok uygun fiyatlara gölde sandal sefası ya da küçük teknelerle tur da yapabilirsiniz.
  • Şehre adını veren sarp tepeye konumlandırılmış Çar Samuel Kalesi’nden Ohri manzarasına doyum olmuyor. I. Bulgar İmparatorluğu döneminden kalan bu kalenin nefes kesici manzarasında birbirinden güzel fotoğraflar çekebilirsiniz.
  • Ohri kiliseleriyle de meşhur demiştik. Bunlardan bir tanesi ise bulunduğu konumun güzelliği nedeniyle en çok ziyaretçi çekenlerden. John (Sveti Jovan Kaneo) Kilisesi’ne ister sandalla gölden, isterseniz de ormanlık yoldan yürüyerek gelebilirsiniz. İnanın vardığınızda gördüğünüz manzara her şeye değer.
  • Plaoshnik bölgesi, içinde Clement Kilisesi’ni de barındıran arkeolojik bir sit alanı. Çok eski tarihlere dayandırılan bu bölgede, Antik Roma bazilikası kalıntılarının üzerine inşa edilen kilisede Aziz Clement, Kiril alfabesini öğretmiş.
  • Ohri’de görmeniz gereken yerlerden bir diğeri de Stevi Naum, yani Aziz Naum Manastırı.1200 yıllık geçmişine rağmen hâlen güzelliğiyle sizi kendine hayran bırakacak freskleri mutlaka görmelisiniz. İçerisinde yer aldığı Galioica Doğal Parkı da bu manastıra gitmeniz için bir diğer sebep.
  • Şehrin bir o kadar ilginç noktalarından biri de Bay of Bones adı verilen su üzerindeki müze. MÖ 1200-700 yılları arasında burada yaşayan insanlar tarafından su üzerine kurulan bu yerleşim yeri, 1990’larda kazı çalışmaları sırasında keşfedilmiş ve aslına uygun olarak müze haline getirilmiş. İçerisinde ait olduğu dönemden kalma çömlekler, günlük eşyalar, takılar gibi pek çok parçanın sergilendiği müze, şehrin tarihini anlamanız açısından oldukça önemli.

Bu kadar gezi ve bilgiden sonra gelelim Ohri mutfağına. Öncelikle tabii ki şehirde, Ohri Gölü’nün bereketinden yararlanarak buraya özgü balıkları ve deniz ürünlerini servis eden uygun fiyatlı birçok restoran bulunuyor. Burada yiyebileceğiniz göle özgü balık türleri ise belvica ve pastirmka. Bunun dışında Balkan mutfağına özgü etler, köfteler, binbir çeşit hamur işleri, börekler ve süt ürünü bazlı tatlılara da doyum olmayacağını söyleyebiliriz. Siz iyisi mi Ohri turundan önce Balkan mutfağı yazımıza bir göz atın. 😉

Ohri; tertemiz gölü, muhteşem doğası, tarihi evleri ve bizden izler taşıyan kültür mirası ile Balkanlar’ın gözdesi olmaya devam ediyor. Siz de Atlasglobal’in Üsküp uçuşunun ardından kısa bir yolculuk ile Ohri’yi gezebilir, bu şirin Kuzey Makedonya kentinden unutulmaz anılarla ayrılabilirsiniz.

İspanya Krallığı’nın başkenti Madrid! Avrupa Birliği’nin üçüncü büyük şehri olan Madrid, adeta kültür ve sanat mirası… Sorsak çoğunuzun İspanya’da en çok görmek istediği şehirlerden biridir Madrid, öyle değil mi? Bazılarınız eminiz Barselona der ama ikisi kapışır! Madrid, Avrupa’nın en güzel şehirlerinden biri. Peki, bu Madrid’de ne var bu kadar? Anlatıldığı kadar güzel mi dersiniz? Şimdi sizlere gerçek Madrid’i tanıtacağız.

Plaza Mayor

Madrid’de belki de en tanınmış meydan burası diyebiliriz. İçinde köklü bir tarih yatan bu meydan, Casa de la Panadería binası ile çevrili. Burası belediye sayılır aslında. Zamanında boğa güreşleri, senfoniler, pazarlar, turnuvalar ve daha birçok etkinlik burada yapılırmış. Geziye ana yerden başlamak her zaman işinizi kolaylaştırır, unutmayın.

Puerta del Sol

“Ayı ve Koca Yemiş Ağacı” ile III. Charles heykellerinin süslediği bu yer Madrid’in kalbi sayılır. Koca yemiş ağacı ve ayı ise şehrin 13. yüzyıldaki simgesi. Oldukça anlamlı… Kaybolma paniği içine girdiğiniz an bu meydanı bulmanızı tavsiye ederiz; böylece hemen toparlayacaksınız turunuzu. Yalnız bir uyarı yapmak istiyoruz; burada yankesiciler oldukça fazla çünkü turist kaynayan bir meydandan bahsediyoruz. İşte bu sırada çantalara dikkat!

Reina Sofia Müzesi

İspanya’da 20. yüzyılın en büyük sanat koleksiyonunu barındıran Reina Sofia Müzesi, 1994’te kurulmuş. Bu müzede Pablo Picasso’nun en önemli eserlerinin çoğu yer alıyor. Bu eserlere ünlü Guernica da dâhil… Hem Salvador Dalí gibi İspanyol sanatçılarının hem de uluslararası sanatçıların eserlerini barındıran bu müze, sanatseverlerin ilgisini oldukça çekiyor. Burada bir hatırlatma yaparak diğer maddeye geçiyoruz; bu müze salı günleri kapalı…

Buen Retiro Parkı

Gezisine yeşillikler içinde ara vermek isteyenler için ise bir park önerimiz var: Parque del Buen Retiro. Yalnız dikkat! Parkın bir ucundan diğer ucuna yürümek neredeyse yarım saatinizi alabilir. Gözünüzde küçük bir park canlanmasın… Burada yeşillikler arasında biraz dinlenmek, uyumak, kitap okumak veya kahve yudumlamak resmen huzurun tanımı! Biraz oksijenin kimseye zararı olmaz.

Santiago Bernabéu Stadyumu

Futbolseverler de aramızda mı? O zaman bu maddeyi iki kere okuyacağınıza eminiz. Eğer o gün maç yoksa çok şanslısınız, stadı rahatlıkla gezebilirsiniz. Maça gitmek istiyorsanız orası ayrı tabii, sizin tercihiniz. Önceden gidip maçın ruhunu yaşamanızı tavsiye ederiz. Burası Real Madrid’in stadı olarak geçiyor, Atlético Madrid’in stadı ise Vicente Calderón. Günler sizin, dilediğiniz gibi gezin!

Madrid’de Ne Yemeli?

İspanyol mutfağı tabii ki bir Türk mutfağına benzemiyor, fakat gerçekten lezzetli yemekleri de mevcut. Tapas ve churros yemeden dönmeyeceksiniz değil mi? Bunlar İspanyol yemeklerinin ataları adeta! Tapas aslında meze olarak geçiyor, ekmek veya cipslerin üzerine çeşitli soslar sürülen bir atıştırmalık. Churros ise tatlı, çikolatalı bir hamur işi. Oldukça lezzetli! Et ürünleri de oldukça kaliteli, çekinmeden deneyebilirsiniz. Tabii bazı yemeklerini denemeye çekinebilirsiniz.

Madrid’i yazın mı gezmek istersiniz, yoksa kışın mı? Kalabalığı ve uzun kuyrukları sevmeyenler için kışın gidilmesini tavsiye ederiz. “Soğuğa katlanamam, ben sıcakta gezmeyi seviyorum.” diyenlerdenseniz sizi Madrid parklarına, çimlere çağırıyoruz. Tarihi, modern bir dokunuşla süsleyen Madrid’i gez gez bitiremezsiniz. Özellikle sayısı oldukça fazla olan müzeler için geniş bir zaman ayırmanızı tavsiye ederiz. O zaman biletinizi şimdiden alın ve muhteşem bir tatile hazır olun!

Dijital dünyada adım adım ilerlerken kendinizi durdurup dijital detoks yapmayı hiç düşündünüz mü? Sonbahar ayları dijital detoks için oldukça huzurlu ve elverişli. Neden mi? Sonbaharın üzerimizde yarattığı o serinlik, yağmur ve toprak kokusu içimizi okşuyor. Bu da yaşadığımızı anlamamız için güzel bir sebep aslında. O zaman gezdiğimiz yerlerde dijital detoks yaparken anın tadını çıkarmaya ne dersiniz? Sizin için telefonunuzu elinize almayı unutturacak en iyi dijital detoks destinasyonlarını sıraladık.

Zürih, İsviçre

İsviçre’nin en büyük kenti olan Zürih tam bir sonbahar şehri! Bir gölün çevresinde kurulan bu şehrin etrafı dağlarla çevrili. Adeta oksijen rapsodisi! Bir yanda Alp Dağları bir yanda Zürih Gölü… Daha ne kadar huzur dolu olabilir ki bir şehir! Dinginliğiyle dijital detoks için en ideal şehirlerden Zürih, dünyanın da en yaşanabilir şehirlerinden biri ayrıca. Sanat açısında da oldukça doyurucu olan Zürih’te birçok sanat galerisi ve müze bulunuyor. Hem tarihi hem de doğal güzellikleri bir arada sunan Zürih’te harika bir dijital detoks tatili sizi bekliyor. Burada bol bol derin nefes alın ve aldığınız oksijenin kıymetini bilin. Gezerken fotoğraf çekmek isteyeceğinize eminiz fakat kendinizi tutmak, döndüğünüzde size o kadar iyi gelecek ki…

Belgrad, Sırbistan

Günün her saati hayat dolu, Sırbistan’ın en kalabalık şehri Belgrad’da dijital detoks tatilinize hazır mısınız? Yemyeşil parkları, güler yüzlü insanları ve kartpostal havasındaki doğal güzellikleri kendine hayran bırakacak. Zaten buraları gezerken telefonunuzu aramayacağınıza eminiz. İyi bir haber daha; Belgrad bütçenize zarar vermeyen bir tatil şehri. Tarihi de oldukça ilgi çekici, farklı yüzyıllardan kalma eserleriyle de sizi büyüleyecek. Burada bol bol yürümenizi tavsiye ederiz. Tüm sokaklara girip çıkın! Nehir kenarına kurulmuş şehirde yeşillik dolu bir manzara sizi bekliyor. İşte istediğimiz tatil ruhu!

Biarritz, Fransa

Fransa’nın sakin sahil kasabası Biarritz… Bakın, kasaba olmasından anlayabilirsiniz ne kadar huzurlu bir bölge olduğunu. Adeta dijital detoks için biçilmiş kaftan! Buradaki deniz kıyısında yaptığınız yürüyüşün keyfini hiçbir yerde alamayacaksınız belki de. Kocaman kayalara vuran hafif dalgaların sesleri ne kadar da cazip geliyor kulağa değil mi? İnsanın burada çantasından telefonunu çıkarmak aklına gelmemeli! Kafanızı boşaltın ve e-postalarınızı düşünmeyin. Anı yaşayın ve denize odaklanın. Huzurlu olduğu kadar güvenli de bir şehir aynı zamanda. Ahşap balıkçı kayıkları eşliğinde salaş kafelerde içeceğiniz kahvelerin tadını çıkarın. Kusursuz bir dijital detoks tatili başlasın!

Billund, Danimarka

Yağmur sevenleri buraya alalım… Danimarka’nın küçük kasabası Billund, buradaki Legoland ile ünlüdür aslında. Huzur dedik, doğa dedik, oksijen dedik ama biraz da çocukluğumuza dönmeyelim mi? Çocukken dijitalden uzak, çok daha doğal ve masum bir yaşantımız vardı. Şimdi o yaşantıya birkaç gün de olsa dönme vakti! Biraz lunaparkta kafa dağıtmaya ne dersiniz? Hele de biraz adrenalin seviyorsanız bu gezi alternatifine bayılacaksınız! Lego’lardan oluşan minik bir şehirde hissedeceksiniz kendinizi. Ayrıca Star Wars düşkünlerini de çok mutlu edecek bir haberimiz var; buradaki Star Wars dükkânına uğramalısınız. Eminiz, kendinizi kaybedeceksiniz. Bu tatilinizde de çocukluğunuza dönün!

Bazı tatiller vardır, insan sadece huzur ister. Bazıları vardır, gezmek ve eğlenmek ister. Siz sonbahar tatilinizde hangisini tercih edenlerdensiniz? Dijital detoksa var mısınız? Bilgisayarlar, cep telefonları ve tabletlerden uzak, muhteşem bir sonbahar tatili belki de uzaklarda bir yerlerde sizi bekliyor. Sonbaharın tadını böyle çıkaralım. Hepimizin buna ihtiyacı var, unutmayın! Biletler için doğru adresi zaten biliyorsunuz… Şimdiden keyifli uçuşlar!

Danimarka’nın başkenti Kopenhag adeta huzurun şehri. Bisiklet binmeyi sevenler için ise ideal bir tatil yeri! Rengârenk binalara ve kanallara rastlayacağınız bu şehre kışın gitmemenizi öneririz. Zira oldukça soğuk geçen kış aylarında üşürseniz dolaşmanız zorlaşabilir. Yaz aylarında gitmeyi tercih ederseniz sokak sokak yürüyerek veya bisiklet turu yaparak gezinizi rahatlıkla gerçekleştirebilirsiniz.

Görülmesi Gereken Yerler

Nyhavn

Bir tarafınız kanal, bir tarafınız rengârenk binalar, her yerde restoranlar, kafeler ve fonda caz müziği! Kanalda sandal turları, kenarlarda banklar… İşte huzurun yeri, sosyal hayatın içinden bir kesit.

Strøget Sokağı

Burası trafiğe kapalı bir cadde. Alışveriş düşkünlerinin tüm gün boyunca çıkmak istemeyeceği bir sokak! Cıvıl cıvıl mekânda adım başı sokak gösterilerine rastlayabilirsiniz. Burada sevdiklerinize tatlı hediyeler bulabilirsiniz.

Christiansborg Sarayı

Danimarka Parlamento Binası olarak kullanılan bu saray, Kopenhag’ın 106 metre olan en yüksek kulesine ev sahipliği yapıyor. Buraya giriş ücretsiz, tırmanınız efendim!

Tivoli Bahçeleri

İşte eğlencenin adresi! Geniş ailelerin ilgisini çekecek Tivoli Bahçeleri’nde konserler düzenleniyor ve birçok eğlence yeri bulunuyor. Burada ışıl ışıl birkaç saat geçirmek gerçekten hepinize iyi gelecek!

Müzeler

Louisiana Müzesi, National Gallery of Denmark, Açık Hava Müzesi, Ulusal Müze… Buraların hepsini gezebilir misiniz bilmiyoruz fakat hepsi birbirinden değerli… Dünyaca ünlü sanatçılar ve eserler sizi bekliyor.

Blue Planet Akvaryumu (Den Blå Planet)

Blue Planet Akvaryumu, “Kuzey Avrupa’nın en büyük akvaryumu” unvanına sahip. İçinde her bölümün birer teması var. Hepsinde ayrı bir yaşantı canlandırılmış durumda. Hayretle izleyeceksiniz…

Rosenborg Kalesi

Şaşaalı salonlar ve yer altında bulunan hazine odası… Danimarka kraliyet ailesinin mücevherleri işte bu muhteşem yapıda sergileniyor. Hayran kalacaksınız, bize güvenin.

Denenmesi Gereken Yemekler

Smørrebrød: Dilimlenmiş çavdar ekmeği üzerine karides, haşlanmış yumurta… Et veya sebze ile yenilen bu yemek genellikle öğlen tercih edilir.

Aebleskiver: Minik pancake’ler, içinde elma dilimleri ve üzerinde reçel veya pudra şekeri! Kulağa enfes geliyor.

Pølser: Bu adeta Danimarka usulü hot dog!

Deniz ürünleri: Bir Kuzey ülkesinde deniz ürünü denemeden dönmeyeceksiniz değil mi? Bu hatayı yapmamanızı temenni ederiz.

Tarteletter: Tereyağı, un ve sütten yapılmış bir sos ile harmanlanmış tavuk. Bizim damak tadımıza uygun diyebiliriz.

Wienerbrød: Viyana ekmeğidir. Tatlı ve kremalı versiyonları da oldukça lezzetli.

Lezzet yolcuğunuzu tamamladığınızda Kopenhag’da bisiklet turu yapmayı da sakın ihmal etmeyin. Burası bisiklet binmeyi sevenler için oldukça elverişli. Rüzgarı hissederek şehri keşfetmek size de iyi gelecektir mutlaka. Gezilecek yerleri seyahat günlerinize sığdırabilir misiniz bilemiyoruz fakat en önemlilerini yukarda sizinle paylaştık. Dileriz mutlu insanların şehrinden siz de en mutlu şekilde döner, hayatınıza bu mutluluğu yerleştirebilirsiniz. O zaman şimdi Kopenhag’a bilet alma zamanı!

İngiltere, Galler ve Kuzey İrlanda ile birlikte Birleşik Krallık’ı oluşturan ülkelerden İskoçya, dünya tarihinde de önemli bir yere sahip. İngiltere’den sonra Büyük Britanya’nın ikinci büyük ülkesi olan İskoçya’nın Edinburgh şehrine Atlasglobal konforuyla seyahat etmeden önce, gelin hep birlikte şehri yakından tanıyalım.

Bir şehir düşünün ki tam 1437 yılından beri ülkeye başkentlik yapsın. Orta Çağ ve Gregoryen mimarinin göz kamaştırıcı örneklerine ev sahipliği yapan Edinburgh; sofistike stili, yüksek kültür ve eğitim seviyesi ile tarih boyunca “Kuzeyin Atina’sı” olarak adlandırılmakta. İskoç aydınlanmasında önemli bir yere sahip bu şehir, aynı zamanda UNESCO Dünya Mirası Listesi’nde de bulunuyor.

Şehrin eğitim ve kültür seviyesini oldukça yukarılara taşımasının nedeni, tüm dünyada saygın kabul edilen dört üniversiteye ev sahipliği yapması. Bunlardan en eskisi olan ve şehirle aynı ismi taşıyan Edinburgh Üniversitesi, kurulduğu 1583 yılından bu yana aralıksız eğitim veren oldukça köklü bir okul.

21. yüzyılda bile bozulmamış sokaklarıyla, kendinizi bir Orta Çağ masalında hissetmenizi sağlayacak Edinburgh sokaklarında kaybolmadan önce, size iki ilginç bilgi verelim. Tüm dünyada fenomen haline gelen, İngiliz Edebiyatı’nın biri eski biri yeni iki önemli serisi bu şehirde kaleme alınmış: Sherlock Holmes ve Harry Potter.

Cesur Yürek William Wallace’ın memleketinde sizi ilk olarak Castle Rock olarak adlandırılan ve 12. yüzyıldan bu yana tüm heybetiyle gelenleri selamlayan Edinburgh Kalesi’ne götürüyoruz. Yılda bir milyon (evet, tam bir milyon) ziyaretçiyi ağırlayan bu görkemli yapının tamamını gezmek yaklaşık üç saat sürüyormuş. Girişinde William Wallace’ın da bir heykelinin sizi karşıladığı kaleden her gün, yaklaşık 13.00 sularında İskoç halkının çok sevdiği top atışı yapılıyor.

Kendine özgü taç şeklindeki çan kulesiyle Edinburgh’un simgelerinden biri haline gelen bir diğer yapı ise İskoçya Kilisesi’nin merkezi kabul edilen St. Giles Katedrali. 14. yüzyılda yapılan ve 900 yıldır İskoçya’nın dini merkezi olarak kabul edilen katedral, ünlü Royal Mile’ın da büyük bölümünü kaplıyor.

Yeri gelmişken Royal Mile’dan da bahsedelim. Burası, sahip olduğu muhteşem yapılar, heykeller ve çeşmelerle sizi o Orta Çağ masalına ışınlayan Edinburgh’un en meşhur caddesi. Bu oldukça geniş caddedeki yapıların neredeyse ilk günkü gibi görünmesine şaşırmamak neredeyse imkânsız. Bu ünlü caddede gezerken ekonomiyle alakalı olanların yakından tanıyacağı, modern kapitalizmi şekillendiren İskoç ekonomist Adam Smith’in de heykeline rastlamanız mümkün.

Gelelim Edinburgh’a gitmişken mutlaka görmeniz gereken bir diğer yere. Her gün onlarca ziyaretçinin akınına uğrayan Edinburgh Kraliyet Bahçeleri, 13 binden fazla çiçek türüne ev sahipliği yapan devasa büyüklükte bir botanik bahçe. Kurulduğu 1670 yılında tedavi için şifalı bitkiler yetiştirme amacında olan bahçeler, günümüzde de bu amaca uygun laboratuvarlara ev sahipliği yapmaya devam ediyor. İçerisinde dinlenme alanları, süs havuzları, düğün törenleri için ayrılmış alanlar, bahçe bakımı ve tohumlar satan küçük bir dükkân ile bahçe ve bitki bakımı eğitim alanı gibi yerler bulunan Kraliyet Bahçeleri’nde, eğer şanslıysanız geleneksel kıyafetleri olan kilt giymiş erkeklerden oluşan bir İskoç düğününe denk gelip gayda ezgileriyle neşelenebilirsiniz.

Meşhur Royal Mile yolunun güney ucunda ise görüp görebileceğiniz en görkemli yapılardan Holyrood Sarayı (Holyroodhouse) bulunuyor. Kraliçenin İskoçya’ya geldiği zamanlarda konakladığı neoklasik mimari özelliklerine sahip bu saray; süslemeleri, resmi girişi olan Great Stair’i, Royal Dining Room’uyla görülmeye değer bir yapı. İskoç parlamento binasının da Holyrood bölgesinde konumlandığını belirtelim.

Tüm Birleşik Krallık’ın en çok ziyaret edilen ikinci müzesinden de bahsetmesek olmaz. İskoçya Ulusal Müzesi, dört katlı yapısıyla görkemli ve ferah bir bina. Müzenin içerisinde dünya tarihine yön veren tüm medeniyetlerden izler bulabileceğiniz gibi, geleceğe ve uzaya dair birçok sırrı da keşfedebilirsiniz.

Gelelim şehirdeki yeme içme mekânlarına ve gönlümüzce alışveriş yapabileceğimiz yerlere. Öncelikle alışveriş için tercih edebileceğiniz yer Princess Street. Yan yana onlarca dükkân içerisinden İskoç kültürüne ve bütçenize uygun bir hediyeyi mutlaka bulacağınıza eminiz.

Yeme içme konusunda ise İskoçya’da da diğer tüm Avrupa şehirlerindeki gibi dünya mutfaklarından en güzel seçkileri sunan birçok restoran bulabileceğinizi garanti ederiz. Ama illa İskoç mutfak kültürüyle tanışmak isterseniz, pırasa, patates ve tavuk üçlüsü ile yapılan cock-a-leekie çorbası ile sıcak bir başlangıç yapabilirsiniz. Sırada İskoçların ünlü tartışmalı yemeği haggis var. Karaciğer, akciğer, kalp gibi çeşitli sakatatların farklı baharat ve malzemelerle karıştırıldıktan sonra kuzu bağırsağına doldurulmasıyla oluşan oldukça geleneksel bir yiyecek olan haggis maalesef sakatat sevmeyenlerin uzak durması gereken bir yemek. Biftekli pay ise milföy hamuru, et ve sebzelerin buluştuğu lezzetli bir alternatif olarak sizi bekliyor. Bir de bahsetmeden geçemeyeceğimiz, içi yumuşacık marshmallow’lu, üzeri çikolata kaplı tea cake’ler var ki İskoçya’dan gelirken en fazla alacağınız şey olabilir. 😊

Edinburgh; sokaklarında sıkılmadan, büyük bir hayranlıkla gezeceğiniz, her köşesinde yüzlerce yıldır var olan yapılarıyla şaşkınlığa düşeceğiniz en özel Avrupa şehirlerinden biri. Hafif puslu havası, incecik yağmuru, sıcakkanlı ve güler yüzlü insanlarıyla kalbinizi çalacak bir şehir olan Edinburgh’a ilginç bir deneyimle veda etmek isteyenleri ise hem yerel halkın hem de turistlerin bayıldığı “hayalet turları”na alalım. İster ikonik çift katlı otobüslerde, isterseniz de Orta Çağ’dan kalma yapılarda düzenlenen bu turlarla Edinburgh, hafızalarınızda güzel anılarla kalacak…

Edinburgh’a biletinizi almak için Atlasglobal’i ziyaret edin.

Bir ülkenin ya da bölgenin mutfak kültürü; o bölgenin tarihi, coğrafyası, günlük yaşamı, hatta yönetim biçimi hakkında bize önemli bilgiler veren kaynaklardır. Balkanlar gibi yüzyıllardır değişik kültürlere ev sahipliği yapmış bir coğrafyada ortaya çıkan yemek kültürü de bir o kadar zengin ve geçmişi hakkında sırlar veren bir yapıda. 500 yıldan fazla Osmanlı İmparatorluğu hâkimiyetinde kalan bu topraklarda halen sürülebilen izler kaldığı gibi, Türk mutfağında da Balkanlar’ın köklerini görmek mümkün…

Tabii ki aynı coğrafyada da olsa her ülkenin mutfak kültürü ufak tefek farklılıklar gösteriyor. Makedonya, Bulgaristan, Sırbistan, Bosna Hersek, Karadağ, Kosova, Yunanistan… Hepsi birbirinden zengin ve köklü mutfak kültürüne sahip. Bizim burada hepsini tek tek anlatmamız zor ama genellikle et ve hamur işlerinin başrolde olduğu Balkan mutfağının öne çıkan yemeklerini gelin hep birlikte yakından tanıyalım.

 

Börek (Burek-Pita-Pide)

Balkan mutfağı denince akla gelen ilk lezzet hiç şüphesiz ki börek. Çok kültürlü, köklü geçmişin birikimiyle yoğurulmuş bu mutfakta hamur işinin her türlüsünü bulmak mümkün. Çokça maharet isteyen el açması onlarca börek çeşidinin içerisinde öne çıkansa meşhur pırasalı börek ve Boşnakların her damak zevkine hitap eden eşsiz mantısı klepa.

 

Kuru Et (İsli Et)

Balkan mutfağı için hamur işleri kadar et ve et ürünlerinin de önemi büyük. Özellikle eti daha uzun süre saklamak için geliştirdikleri isle ve tuzla pişirme yöntemiyle elde edilen kuru et, Balkan mutfağının çok önemli bir parçası. İlk denemenizden itibaren favori lezzetleriniz arasına gireceğini iddia ettiğimiz isli etle yapılan kuru fasulyenin tadına ise doyum olmuyor.

 

Kuru Fasulye (Tavche Gravche)

Tam da adının hakkını veren, tavada ya da güveçte neredeyse susuz diyebileceğimiz şekilde pişiyor Balkanların kuru fasulyesi. İri taneli, genellikle etsiz, üzerinde kırmızı acı biberle servis edilen bu lezzet Balkanlar’da özellikle de Makedonya’daki esnaf lokantalarında en güzel örnekleriyle sizi bekliyor.

 

Kebap (Cevapi-Cevapcici)

Balkanlar’da et ve et ürünlerinin sevilerek tüketildiğinden bahsetmiştik. İşte karşınızda Balkan kebabı olarak adlandırabileceğimiz cevapi. Daha çok bizdeki İnegöl köfteye benzeyen bu kebap, genellikle pide ya da ekmek arasında servis ediliyor, yanındaki kaymak ve kıyılmış soğan ile de lezzetine lezzet katıyor.

 

Balkan Köftesi (Pleskavitsa)

Sanırız köfte dünyanın her yerinde severek tüketilen en güzel yemeklerden biri. Balkan insanlarının da köfte aşkı gözle görülür derecede. Pleskavitsa da bu coğrafyanın en sevilenlerinden. Hamburger köftesi gibi kocaman ve sulu olan bu lezzetin özelliği oldukça yağlı bir etten yapılması ve etinin makine yerine satırla çekilmesi.

 

Kaymaklı Biber Turşusu (Soka)

Balkan mutfağının et ve hamurdan sonraki göz bebeği ise hiç şüphesiz ki biber ve kaymak. Biberin çok sevildiği bu coğrafyada kahvaltıdan akşam yemeğine kadar her öğünde farklı versiyonlarını bulmak mümkün. Soka da kaymakla doldurulan tombul sarı biberlerle yapılmış bir turşu ki bu özelliği ile tamamen Balkan mutfak kültürünü birebir yansıtan yemeklerin başında geliyor.

 

Ajvar (Lütenitsa)

Balkan insanlarının biberi ne kadar sevdiğinden bahsetmişken, başrolde biberin olduğu, çeşitli malzemeler ve baharatlarla tatlandırılan, sabah kahvaltılarının vazgeçilmezi ajvar, Bulgaristan’daki adıyla lütenitsa’dan bahsetmemek olmaz. Közlenmiş patlıcanın lezzetine lezzet kattığı bu sosu deneyenin bir daha vazgeçmesi imkânsız.

 

Elbasan Tava

Gelelim Balkanlar’ın bir diğer imza yemeğine. Haşlanmış kuzu etinin yoğurt, sarımsak ve yumurtalı bir sosla fırında kızarana kadar pişmesiyle oluşan Elbasan tava, Balkan mutfağının bize en güzel armağanlarından. Günümüzde tavuk ve dana etiyle de yapılan versiyonları olmasına rağmen ismini aldığı Arnavutluk’un Elbasan şehrinde kemiklerinden ayrılmadan kuzu kol ve but ile hazırlananı çok makbul ve meşhur.

 

Kaçamak

Şimdi gelelim Balkan mutfağının en farklı yemeklerinden birine. Kaynar suya atılan mısır ununun önce bir güzel pişirilip ardından üzerine biberli, sarımsaklı bol tereyağı dökülmesiyle servis edilen kaçamak, tam da bu topraklara ait bir lezzet. Aynı şekilde pişirilen mısır ununun üzerine bal, pekmez ya da şeker dökülerek yenen tatlı versiyonu da mevcut.

 

Balkan Salatası (Şopska)

İçeriğindeki malzemelerle bizdeki çoban salatasını andıran, üzerindeki peynirle Yunan salatası (Greek salad)’dan rol çalan şopska’yı Balkanlar’daki her kafede bulmanız ve sıcak bir Balkan gününde doyurucu bir öğle yemeği olarak tercih etmeniz mümkün.

 

Flija

Hamur, Balkan insanının elinde bambaşka bir şeye dönüşüyor. Balkanlar’dan çıkan her hamur işi adeta birer sanat eseri. O eserler arasında en kıymetlisi ise Arnavut mutfağının en gözde yemeklerinden flija (fliya). Yapımı oldukça zor olan bu böreği öyle her gün bulmanız biraz zor ama siz gezinizde flija yapan bir yer görürseniz bu lezzeti mutlaka deneyin deriz.

 

Kapama

Altta karabiberli, salçalı pilav, üstünde haşlanmış kuzu, tavuk veya dana eti. İşte karşınızda hem Balkanlar’ın hem de Balkan göçmenlerinin olmazsa olmazı: kapama. Özellikle bayram sofralarını şenlendiren bu lezzetin sabah kahvaltısında tüketildiğini söylesek şaşırır mısınız?

 

Kaymaçina

Evet, gelelim Balkan mutfağının tatlılarına. Süt, yumurta ve şekerin bir güzel çırpılıp fırında üzeri nar gibi kızarmasıyla hazırlanan bu lezzetin tarifi yok. Hafif, sütlü ve yumuşacık bir lezzet olan kaymaçina’ya en yakın lezzet krem karamel diyebiliriz.

 

Akıtma (Palaçinka)

Tüm dünyada krep, Balkan ve Trakya’da bilinen adıyla akıtma. Boza kıvamındaki hamurun yağlanmış kızgın tavayla buluşmasından doğan bu lezzet, tatlı ya da tuzlu olarak tüketilebiliyor. Akıtma ve palaçinka arasındaki en önemli fark da akıtma hamurunda maya bulunması. Mayasız hazırlanan palaçinka ise daha çok reçel, meyve ve çikolata ile servis ediliyor.

 

Krofne

Balkan mutfağının bir diğer imza tatlısı ise krofne. İçinde marmelat saklı, yağda kızartılan bu ponçik hamur topları, piştikten sonra üzerine pudra şekeri serpilerek tüketiliyor ve ortaya Balkanlar’da her yerde kolaylıkla bulabileceğiniz eşsiz bir lezzet çıkıyor.

 

Kifla

Fransızların kruvasanı varsa, Bulgaristan’ın da kifla’sı var! İçerisi istediğiniz meyvenin marmelatlıyla dolu kifla, kruvasanın biraz daha hamurlusu. Sabah kahvaltılarının vazgeçilmezi kifla’nın eşlikçisi bir bardak tavşankanı çay!

 

Balkan Şekerparesi (Dudove)

Balkan mutfaklarının bir diğer vazgeçilmez lezzeti ise dudove. Balkan şekerparesi olarak adlandırabileceğimiz bu tatlının farkı, fındık yerine ceviz kullanılarak hazırlanması. Balkanlar’da gittiğiniz her restoranda bulabileceğiniz bu tatlıyı yemeğin üzerine bir bardak çayla mutlaka deneyin.

 

Boza

Şimdi bozanın neresi Balkanlar’a özgü dediğinizi duyar gibiyiz. Ama özellikle Bulgaristan’da rastlayacağınız bu boza önceki içtiklerinize hiç benzemiyor, çünkü bu boza ekşi değil, tatlı! “Tatlı boza mı olurmuş?” ön yargılarını bırakın ve bulursanız bu bozanın keyfini çıkarın, bizden söylemesi.

Balkan lezzetlerini yerinde keşfedeceğiniz uçuşunuzu bugünden planlamak için hemen Atlasglobal’i ziyaret edin.