Arşiv

Nisan 2018

Browsing

İnsanlara senenin belirli günlerinde delilik, kendini özgürce ifade etme ve toplumsal normların dışına çıkma imkânı veren karnaval ve festivallerin kökeni neredeyse insanlık tarihi kadar eskilere dayanıyor diyebiliriz. Avrupa’da ilkel uygarlıklar döneminden kalan çok çok eski karnavallar günümüzde halen kutlanmaya devam ediliyor. Eski zamanlarda karnavallarda insanlar farklı kostümler giyerek, hatta daha çok hayvan maskeleri takarak, kötü ruhları kovduklarına ve maskesini taktıkları hayvanın gücünün kendilerine geçtiğine inanırlarmış.

Günümüzde ise karnavallar ve festivaller insanların kendini ifade ettiği, farklı birçok kişi ile eğlenmenin tadını çıkardığı devasa etkinliklere dönüştü. Belirli bir konsept üzerine kurulmuş, eğlencenin, müziğin, dansın ve yemeğin bir arada bulunduğu festivaller, günümüzdeki teknoloji sayesinde artık çok daha göz alıcı. Daha çok müzik üzerine kurulan ve turizmin itici gücü haline gelen festivaller tüm dünyada olduğu gibi Avrupa’da da ön planda.

İşte, Avrupa’nın en çok ilgi çeken en ünlü karnaval ve festivalleri:

  • Venedik Karnavalı-İtalya

1268’den bu yana, baharın gelişini karşılamak için paskalya zamanında kutlanan Venedik Karnavalı, 40 gün 40 gece süren belki de dünyanın en ünlü karnavallarından biri. Katılımcıların birbirinden farklı kostümler giydiği festivalin olmazsa olmazı ise Venedik’e özgü maskeler. Rengârenk yüzlerin Venedik’in muhteşem ambiyansıyla birleştiği karnavalda, gündüzleri San Marco meydanında yüzlerce insanla bir araya gelirken, akşamları partilere, maskeli balolara ve klasik müzik konserlerine gidebilirsiniz. Festivalin en önemli zamanı ise şehrin çan kulesinden meydana gerilen halatla bir önceki yıl seçilen şehrin en güzel kızının “uçurulduğu” Meleğin Uçuşu ve çok iyi hazırlanılmış havai fişek gösterileri.

  • Bunol Domates Savaşı-İspanya

“La Tomatina” olarak bilinen festival, İspanya’nın Valensiya şehrinin yakınlarındaki Bunol kasabasında kutlanıyor. Her yıl ağustos ayının son çarşambasında kutlanan bu festivalde binlerce ton domates Bunol’u İspanyolların ünlü “gazpacho” çorbası gibi kırmızıya boyuyor. Çıkışı hakkında çeşitli rivayetler bulunan festivalde, hafta boyunca müzikli eğlenceler, geçit törenleri, danslar ve havai fişek gösterileri düzenleniyor. Domates savaşının yapılacağı günün önceki gecesinde katılımcılar arasında düzenlenen İspanyolların geleneksel yemeklerinden “Paella” yarışmasıyla muhteşem bir ziyafet çekiliyor.

  • Glastonbury-İngiltere

Dünyanın en büyük açık hava festivali olan Glastonbury, her yıl haziran ayında İngiltere’nin aynı isimli şehrinde düzenleniyor. Yalnızca İngiltere’den değil dünyanın her yerinden yüzlerce kişiye ev sahipliği yapan festivalde dans, sirk, kabare ve tiyatro gibi farklı etkinlikler de düzenleniyor. Genellikle rock, elektronik, reggae, folk tarzında müziklerin çalındığı festival, alanında dünya çapında isim yapmış müzisyenleri ağırlamasıyla ünlü.

  • Queima das Fitas-Portekiz

Portekiz’in Porto şehrinde, mayısın ilk haftasında gerçekleşen dünyanın en büyük öğrenci festivallerinden biri. Bu festivalde tüm üniversite öğrencileri okudukları bölüme ait renklerde kurdeleler takarlar. Son sınıflar için festival kurdelelerini yakmakla sonlanır çünkü akademik hayatları artık sonlanmıştır. Bu yüzden festivalin adı da “kurdele yakmak”tır. Sokaklarda şapkaları, cübbeleri, renk renk kurdeleleri, resmi kıyafetleriyle dolaşan öğrencilere yerel halk ve turistlerin de katılmasıyla büyüyen festivalde, düzenlenen konserler ve performans gösterileriyle eğlence doruğa ulaşır.

  • Köln Karnavalı-Almanya

Her yıl 11 Kasım’da saat on biri on bir geçe (11.11, 11.11) Almanya’nın Köln kenti en renkli görüntülere ev sahipliği yapıyor. Rengârenk kostümler giymiş binlerce insanın çığlık atarak kutlamaya başladığı karnaval, Noel tatiliyle kesintiye uğrasa da eğlence şubat ayındaki “Çılgın Günler”de doruğa çıkıyor. Farklı tarihlenmiş birçok bölümü olan karnavalın sadece kadınlara özel bir bölümü de var. Birbirinden farklı ve çılgın kostümler giymiş insanların sabahlara kadar sokaklardaki partilerde eğlendiği Köln Karnavalı, Avrupa’nın en büyük ve en eğlenceli karnavalı olarak gösteriliyor.

  • Tomorrowland-Belçika

Biletlerinin tam anlamıyla dakikalar içinde (geçtiğimiz yıl tam bir dakika içinde) tükendiği Avrupa’nın en eğlenceli ve en prestijli müzik festivali. Belçika’nın Boom bölgesinde kurulan devasa alanda gerçekleşen festival, her yıl gerçek anlamda dünyanın dört bir yanından gelen elektronik müzik tutkunlarını ağırlıyor. Hepsinin kendine özgü temaları bulunan 20 sahnesiyle, Dreamville adı verilen ses ve ışık şovlarıyla bambaşka bir deneyim yaşatan Tomorrowland, temmuz ayında kapılarını açıyor. Yalnız festival günü ve biletlerin satışa çıkacağı tarih değiştiği için sürekli takipte olmanız gerektiğini de belirtelim.

  • Patras Karnavalı-Yunanistan

Venediklilerden Yunanlılara miras kalan ve 1800’lü yıllardan beri kutlanmaya devam eden Patras Karnavalı, Yunanistan’ın en büyük etkinliklerinden biri olarak kabul ediliyor. Önceleri sadece belirli bir yüksek tabakanın kendi aralarında düzenlediği maskeli balolardan ibaret olan karnaval, zamanla sayıları 40.000’i bulan insanın katıldığı büyük bir etkinliğe dönüşmüş. Sokak geçitleri, yarışmalar, performansların olduğu Patras Karnavalı’nın en büyük özelliği ise bunun için özel bir okul açılan devasa kuklavari heykelleri.

  • Cannes Film Festivali-Fransa

Sinema dünyasının en prestijli ödüllerinden biri olarak kabul edilen Altın Palmiye’nin verildiği, her yıl mayıs ayında Fransa’nın Cannes kentinde düzenlenen festival, adeta bir ünlü geçidi gibi gerçekleşiyor. 1946 yılından beri düzenlenen festivalde Türk yönetmenler Nuri Bilge Ceylan ve Yılmaz Güney de Altın Palmiye alma ayrıcalığına erişmişti. Dünya sinemasının ve Hollywood’un önemli yıldızlarının boy gösterdiği kırmızı halı töreniyle meşhur olan Cannes Film Festivali, Avrupa’daki en büyük sanat organizasyonlarının başında geliyor. Birçok sanat filminin ilk gösterimleri, gelecek vadeden yeni nesil oyuncuların ilk görüldüğü organizasyon olma ayrıcalığını da taşıyor.

  • Notting Hill Karnavalı-İngiltere

Londra’da 1964 yılından bu yana kutlanan ve şehrin çok kültürlülüğünü sembolize ettiği düşünülen Notting Hill Karnavalı, Rio Karnavalı’ndan sonra dünyanın en büyük ikinci sokak gösterisi. Genel olarak iki gün süren karnavalda katılımcılar rengârenk kostümler ve etnik müziklerle eğlenceye doyuyor. Karnavalda kurulan “Dünya Müziği Sahnesi” her yıl farklı kültürdeki sanatçıları ağırlıyor. Katılımcıların vücutlarını çamura bulamasıyla başlayan Notting Hill Karnavalı, Londra’da yaşayan farklı kimlikteki tüm insanları bir araya getirmesi ve kültürlerini birbirlerine tanıtma fırsatı bulması açısından önemli. Festivalde müzik ve dansın yanı sıra çeşitli kültürlere ait mutfakları da tanıma fırsatı bulunuyor. Karnaval, her yıl ağustos ayında düzenleniyor ve hemen hemen her yıl bir milyonu aşkın kişi katılıyor.

  • Viyana Festivali-Avusturya

Her yıl mayıs ve haziran aylarında düzenlenen festivalin geçmişi 1951 yılında düzenlenen ilk festivalle başlıyor. Avusturya’nın yaşadığı zor günlerde insanların sanatla ayağa kalkmasını amaçlayan festival beş hafta sürerken, 20 farklı ülkeden onlarca sanatçıyı ağırlıyor. Tiyatrodan dansa, operadan konsere onlarca farklı çağdaş sahne performansının sergileneceği Viyana Festivali, Viyana şehrinin tarih kokan ambiyansında katılımcılara kapsamlı bir sanat şöleni vadediyor.

Evet, bu festivallerden biri sizin de ilginizi çektiyse seyahate çıkmak için beklemeyin ve hemen bir bilet alın.

Havalar ısındı, tatil cennetleri hazırlıklara başladı! Deniz, kum, güneş deyince aklımıza ilk gelen yerlerdendir Ege Bölgesi… Bu konuda o kadar zengin ki say say bitiremeyiz gezip görülecek yerleri. Ama her şeyden önce bir konumuz var ki bu yazıdan sonra web sitemize girip bilet alacağınıza eminiz. Evet, konumuz Dalaman Havaalanı! Muğla yolcularının uğrak noktası Dalaman Havaalanı’na indiğinizde nerelere gidebilirsiniz? Düşünmenize gerek yok, biz size harika bir liste hazırladık.

  1. Köyceğiz

Dalaman Havaalanı’na indiğinizde Dalaman Otogar’a geçebilir ve oradan Köyceğiz’e doğru yol alabilirsiniz. Muğla’da yer alan Köyceğiz Gölü etrafında kurulu bu yerde yürüyüş yaptığınızı hayal edin… Gölde tekne turu yapmak ise huzurlu bir atmosfere yakışır etkinliklerin sadece bir tanesi. Huzurlu tatilleri aradığımız, kalabalıktan kaçmak istediğimiz bu günlerde Köyceğiz her derdinize derman olacak. Gidin, gezin, görün ve dinlenin! Aman bizi de unutmayın, bol bol anın.

  1. Dalyan

Dalyan adeta bir “gizli cennet”! Dalaman Havaalanı’na sadece yarım saat uzaklıkta. Burada tür tür kuşla karşılaşacaksınız. Tuzlu ve termal sularıyla doğal bir güzellik sunan Dalyan, Nil kaplumbağaları ile de oldukça meşhur. Bir de caretta caretta kaplumbağaları ve mavi yengeçler var ki; sevimli mi sevimli! Meraklılarına duyulur! Labirente benzeyen delta kanallarını ziyaret etmeli ve İztuzu Plajı’nda mutlaka bir deniz sefası yapmalısınız. Bir de çamur banyosunu hatırlatmak isteriz; özellikle romatizma, kireçlenme ve siyatik hastaları buraya uğrasınlar!

  1. Bördübet Koyu

Sessizlik isteyenler için en ideal yerlerden biri! Muhteşem bir doğa ve eşsiz bir ortam… Burada da çok fazla kuş sesi duymanız muhtemel. Gittiğinizde sakın şaşırmayın. Size bir sır verelim mi? Zamanında burada saklanan İngiliz askerler, çok fazla çeşit kuş olduğunu fark etmiş ve buraya “Bird The Bed” ismini vermişler. O zamandan bu zamana da isim bu şekilde değişmiş. Böyle bir şey olduğunu tahmin ediyorduk doğrusu! Bu ismin başka bir açıklaması olamazdı. Sizce?

  1. Akyaka, Azmak Nehri

Dalaman Havaalanı’ndan buraya 1 saatte varırsınız, öyle yakın! Buranın en güzel özelliklerinden biri tahta evleri. Her ev tek tip neredeyse. Hepsi birbirine benziyor. Denizi yer yer soğuk olabilir. Neden “yer yer” diye soracak olursanız; Azmak Çayı buraya karışıyor ve denizde ayaklarınız üşürken üst tarafınızda suyu normal hissedebilirsiniz. Bu his bile harika! Gittiğinizde, Azmak Çayı’nda boydan boya minik bir tekne turu yapmadan gelmeyin. Tekne turu yaptıktan sonra da Azmak Çayı kenarında bir balık keyfine ne dersiniz?

  1. Kelebekler Vadisi

Kelebekler Vadisi, Dalaman Havaalanı’na 1 veya 1 buçuk saat mesafede. İdeal bir süre diyebiliriz. Adeta Türkiye’nin doğal hazinelerinden biri. Burası Fethiye’ye bağlı ve Ölüdeniz belde sınırları içerisinde yer alıyor. Burada eşsiz çiçek türleri ve 70’ten fazla kelebek türüne rastlayabilirsiniz. Adından da anlaşılacağı gibi. 😊 Bembeyaz kumları var bu vadinin ve kayalıklar arasında saklanıyor adeta. İki dağ arasında kalan bu yerin geçireceğiniz birkaç günü unutulmaz kılacağına eminiz. 

  1. Cennet Adası

Huzuru koklasak Ege’de! Cennet Adası huzuru koklamak için ideal lokasyonlardan biri. Marmaris’teki gezi teknelerinin en çok ziyaret ettiği yerlerden biri Cennet Adası. Denizi ayrı güzel, doğası ayrı… Buraya da Marmaris üzerinden gelmenizi tavsiye ederiz ve sabah erkenden kalkıp yürüyüş yapacağınıza eminiz. Oksijen erken uyanmaya yeter bazen… Masmavi deniz gökyüzüyle bütünleştiğinde görün bir de siz burayı. Gürültüden uzak dingin bir tatil herkesin hayali. İşte, burası da o cennetlerden sadece biri!

Kısacası Dalaman Havaalanı’na indiğinizde gitmek istediğiniz çoğu yer için Marmaris’e gitmeniz ve oradan istediğiniz yere geçmeniz gerekiyor. Ama siz araç kiralamayı tercih eder ve kendiniz gitmeyi uygun görürseniz işiniz çok daha basitleşecektir. Geldik asıl konuya; sevgili okurlarımız, özet olarak huzur Ege’de. Gidin ve sessizliğin tadını çıkarın. Kalabalıktan uzak, oksijeni kucaklayın! Dalaman Havaalanı’na buradan bir bilet almayı da sakın unutmayın!

Dünyayı gezmek güzel, yeni yerler keşfetmek güzel… Tek zor olan bilmediğimiz bu dünyalarda bize kol kanat gerecek, yol gösterecek birilerine ihtiyaç duymamız. Neyse ki modern çağla birlikte yol göstericilerimizi artık yanımızda taşıyabiliyoruz. Cebimizden çıkarıyoruz ve istediğimizi soruyoruz kendilerine. Bu yazımızda, daha keyifli geziler için akıllı telefonumuzda hazır bekleyen 7 mobil uygulamayı anlattık.

TripAdvisor

Dünyanın en popüler seyahat uygulaması TripAdvisor, tabii ki bizim akıllı telefonumuzun da başköşesinde. İçerisinde 350 milyondan fazla gerçek ziyaretçi yorumunun bulunduğu uygulamaya en konforlu otelleri, en lezzetli restoranları aramak istediğimizde sık sık başvuruyoruz.

Google Translate

“Eh işte!” seviyesindeki İngilizcemiz ile İngilizcenin hâkim olduğu yerleri keşfetmekte pek zorluk yaşamasak da konu diğer dillere gelince Fransız kaldığımızı inkâr edemeyeceğiz. İşte, burada imdadımıza çeviri uygulaması Google Translate yetişiyor. Son zamanlarda yapay zekâ desteğiyle birlikte daha da güçlü hâle gelen Google Translate’i siz de cebinizden eksik etmemelisiniz. İyi ki duygularımıza tercümansın Google Translate, sen çok yaşa!

Google Haritalar

Seyahate çıkmasak da hemen hemen hepimizin telefonunda olan Google Haritalar; caddelerini, sokaklarını bilmediğimiz şehirlerde kaybolmamızı engelleyen bir pusula adeta. Yazıyorsunuz gideceğiniz müzenin adını, Google Haritalar elinizden tutup götürüyor sizi hemen. Üstüne üstlük internetimiz olmadığı anlarda bile bizi yalnız bırakmaması alkışı hak etmiyor mu sizce de?

XE Currency

Gittiğimiz yere özgü bir lezzeti tatmak için tam bir restoranın kapısından içeri girmek üzereyken, paramızın bittiğini fark ettik. Döviz almak için bir yer ararken biraz daha hızlı olmak adına XE Currency’i hemen tıkladık ve döviz kurlarına göz attık. Bizim çok işimize yarayan bu uygulama, eminiz sizin de işinizi kolaylaştıracak.

Moovit

Daha çok yer gezmek için daha ekonomik davranmamız ve mümkün olduğunca paramızı cebimizde tutmamız gerekiyor. Bu nedenle biz genellikle toplu ulaşımı kullanarak hem daha fazla geziyoruz hem de tasarruf ediyoruz. Bu anlarda 70’ten fazla ülkede kullanımda olan Moovit uygulaması çok işimize yarıyor. Otobüs, metro ve vapurların güzergah ve saat bilgilerini teker teker önümüze seriyor Moovit!

Uber

Dediğimiz gibi her ne kadar birinci tercihimiz toplu ulaşım olsa da bazı anlarda taksi çağırmamız da gerekebiliyor. İşte, bu anlarda “Hey taksi!” dediğimiz Uber uygulamasına tıklıyoruz. Uber üzerinden taksi çağırarak A noktasından B noktasına gitmek daha pratik bir hal alıyor. Mutlaka bu uygulamayı indirin, başınız sıkıştığı anda Uber sizi istediğiniz yere kolaylıkla ulaştıracaktır.

Lounge Buddy

Sizin için de havaalanlarında aktarma yaparken beklediğiniz süreler azap verici mi? Kitap okuruz, film izleriz, oyun oynarız ama zaman ilerlememe konusunda oldukça inatçıdır. Sıkıla sıkıla oturmak yerine bu zamanları da keyifli anlara dönüştürebiliriz oysa. O zaman size Lounge Buddy uygulamasından bahsedelim. Havalimanlarında neler yapmamız gerektiğini, nerelere gitmemiz gerektiğini anlatan uygulama, inanın bekleme sıkıntınıza çok iyi gelecek.

Uygulamalarınızı indirdiyseniz hemen bir destinasyon belirleyerek Atlasglobal ile oraya uçmaya ne dersiniz?

Ne derler bilirsiniz, birini gerçekten tanımak istiyorsanız onunla seyahate çıkın! Bir insanın seyahate nasıl hazırlandığı, seyahatte nasıl davrandığı kişiliği hakkında önemli ipuçları gizler. Dünyada insan sayısı kadar düşünce varsa bir o kadar da farklı seyahatseverler var. Gelin, dünyada genel olarak sıralanan gezgin tiplerine bir göz atalım. Bakalım bu yolcu türlerinden hangisi size en yakını?  

1. Koleksiyoncu: Koleksiyoncu derken, her gittiği şehirden magnet (süs mıknatısları) toplayanları kastetmiyoruz tabii ki. Koleksiyoncu olarak tarif edilen gezginler, materyaller yerine hayata dair eşsiz deneyimlerin koleksiyonlarını yaparlar. Sofistike zevkleri olan bu kişiler, Michelin yıldızlı bir restoranda tek bir yemek yemek için ya da kuzey ışıklarını, meteor yağmurlarını görmek için binlerce kilometre gidebilir, alışılmadık deneyimler toplamak için seyahat edebilirler.

2. Uyumlu: Aslında burada plana sadık kalan, aykırılık çıkarmayan kişilerden ziyade, bu tanım kendisine toplum tarafından biçilen rolleri sorgulamadan kabul eden kişiler için kullanılıyor. Yani “Bir bankacı bu şekilde tatil yapmalıdır.” düşüncesini olduğu gibi kabul eden, hayallerini seyahatlerine katmadan, standartlar ölçüsünde tatil yapan kişiler… Bu tip gezginler için önemli olan nokta, nerede olduğu değil, yaşıtlarının ya da aynı sınıftan olan kişilerin kendisinin nerede bulunduğu hakkındaki düşünceleridir.

3. Maceraperest: Maceraperest gezginler dünyanın her yerinde kendilerini adrenaline doyuracak bir aktivite ararlar. Rafting, yamaç paraşütü, bungee jumping ya da snowboard fark etmez. Yaz ya da kış olması da… İster denizde ister karada olsun maceraperestler kendilerine uygun heyecanı yaşamak için dünyanın öbür ucuna gidebilir.

4. Kendini Geliştiren: Bazılarına sıkıcı görünse de çoğunlukla takdire şayan gezgin tipi. Bir destinasyona gitmeden orası hakkında muazzam araştırma yapar. Daha çok kültüre yönelik seyahatler yapan bu insanların ayaklarında mutlaka en rahat ayakkabılar vardır. Gittiği şehirde müzeleri, sergileri, tiyatroları görmeden gelmez. Yaşadığı yere geri dönerken valizinin çoğu kitaplarla doludur.

5. İşkolikler: Çoğunlukla iş için seyahat eden ya da seyahatlerine işlerini de taşıyan gezgin tipi. Dünyanın tüm havalimanlarında karşılaşacağınız gri iş takımlarıyla ciddi insanlar. Bir yandan uçağını beklerken bir yandan borsa takip ederler. Bu gezgin tipinin diğer versiyonu da yanında dizüstü bilgisayarı ve sunum dosyalarıyla şezlongda çalışan, tatile gitse bile işinden kopamayanlardır.

6. Rastgele: En garip gezgin tiplerinden bir tanesidir. Sadece bir nedene bağlı olarak rastgele seyahat ederler. Bir akraba ya da arkadaşın düğünü, tuttuğu takımın futbol maçı ya da sevdiği grubun konseri için seyahat edenler bu gruba dahildir. Gittikleri lokasyon önemli değildir, seyahatleri amaca yöneliktir.

7. Organizatörler: Seyahatlerini en ama en ince ayrıntısına kadar planlayan ve genellikle aşırı mükemmeliyetçi olan organizatörlerin, seyahatlerinde ne giyeceği, hatta ne yiyeceği bile günü gününe bellidir. Siz havalimanında elinizde valizinizle “Taksi mi çağırsam, servise mi binsem?” diye düşünürken o, çoktan oteline yerleşmiştir, çünkü bunu daha önceden mutlaka planlamıştır. Eğer seyahat ettiğiniz grupta bir organizatör gezgin varsa, muhtemelen gittiğiniz ülkede “Şimdi ne yapalım?” diye düşünmezsiniz. Bu çoğu zaman avantajlı bir durum olsa da organizatörler plana bağlı kalınmadığında çıldırabilir, bizden söylemesi.

8. Göçebeler: Organizatörlerin tam tersi olan bu gezginler, “kafa nereye, biz oraya” tadında kişilerdir. Onlar için yolda olmak, yeni yerler görüp keşfetmek paha biçilemez. Seyahat etmekte usta olan göçebeler önceden plan yapmaz. Haritadan bir yer seçer, oraya bilet alır ve gerisini gittiği ülkede düşünür. Karşılaşabilecekleri zorluklar onlar için seyahatin eğlenceli kısımlarıdır. Tatillerinde çok para harcamazlar, çünkü çantalarında bulunan uyku tulumuyla bir tren istasyonunda bile uyuyabilirler. Diğer gezginlere göre gittikleri yerlerin kültürlerini, sokak yemeklerini ve insanlarını çok daha yakından tanıma imkânı bulunan göçebeler, modern zaman seyyahları olarak tanımlanabilir.

İspanyolca “beyaz ev” demek “casa blanca”. Yıllarca birçok ulusun himayesi altında kalmış, Akdeniz, Avrupa ve Arap kültürüyle harmanlanmış. Bir masalın dekoruna ev sahipliği yaparken, bir anda modern bir film setine de dönüşebiliyor. Eski ve yeni… Tam da bu şehirde kesişebiliyor. Adını, Umberto Eco’ya göre daha postmodernin adı bile geçmeden, postmodern olmayı başarmış, sinema tarihine adını altın harflerle yazdırmış “Casablanca” filmiyle tüm dünyaya duyurmuş, herkesin Avrupa’da sandığı otantik Akdeniz kenti burası.

Bunca medeniyetin hâkimiyetinde kaldıktan sonra şehir doğal olarak gezilip görülmesi gereken farklı mimariye sahip onlarca esere ev sahipliği yapıyor. Biz size II. Hasan Camii’nden anlatmaya başlayalım. Hemen deniz kenarında yer alan konumu, 210 metre yüksekliğindeki minaresi, muazzam büyüklüğü ve modern İslam mimarisinin en önemli örneklerinden biri olması sebebiyle görülmesi gereken yerlerin başında geliyor. El işçiliği ile bezeli, eski adliye binası Mahkama du Pacha, modern mimarisi ve etrafını çevreleyen tropik bahçeleriyle V. Muhammed Meydanı, şu an fuar ve sergi alanı olarak kullanılan, Neo-Gotik mimarinin örneklerinden Kazablanka Katedrali, Faslı bir iş adamı olan ve içerisinde şahsi koleksiyonların yer aldığı birbirinden kıymetli eserlerle dolu Abderrahman Slaoui Müzesi ve eğer şanslı iseniz içerisini de gezebileceğiniz kraliyet sarayı Kazablanka’da görmeden dönmemeniz gereken yerler. Kraliyet sarayının da içinde yer aldığı “New Medina” bölgesinde yer alan Quartier Habous ise bir nevi bizim Kapalı Çarşı. Takı, giysi, deri ürünleri, hediyelik eşya, baharat, kuru meyveler, halı, bakır ve özellikle envaiçeşit zeytin alabileceğiniz bu çarşıda, ayrıca restoran ve kafelerde de Kazablanka’nın yerel lezzetlerinden tadıp dinlenebilirsiniz. Marakeş ve Fes’teki çarşılara göre Quartier Habous’un daha ucuz olduğunu eklemeden geçmeyelim.

Kazablanka’nın sahil şeridi Corniche (Korniş)’e geçelim şimdi de. Akdeniz kıyısına boylu boyunca uzanan bu şehir harika manzaraların yanı sıra birbirinden güzel plajlara da ev sahipliği yapıyor. Kordon boyunca uzanan plajların çeşitli restoran ve kafelerle bezendiği Corniche’te, muhteşem manzaraya hakim Phare d’el Hank adı verilen deniz feneri de var. Gece ve gündüz en güzel fotoğrafları yakalayabileceğiniz deniz feneri çoğu turistin favorisi. Kazablanka’nın modern yüzünü görebileceğiniz AnfaPlace Alışveriş Merkezi sokakları plaja açılan yarı açık bir alışveriş merkezi.

Bugün dünya sinemasında klişe teriminin kaynağı, Humphrey Bogart’ın literatüre “cool” kelimesini kazandırdığı, Ingrid Bergman’ın titrek bakışlarını unutmamızı imkânsız kılan “Casablanca” filmini anmadan geçmek olmaz. Cafe Rick, her sahnesi her repliği efsaneleşmiş bu kült filmin atmosferini halen yaşatan bir kafe. İçeriye girer girmez sahneler gözünüzde yeniden canlanırken, kulaklarınızda “As Time Goes By” çalmaya başlayacak.

Bu muhteşem Akdeniz kentinin mutfağından ve yemek kültüründen bahsetmesek sanırım yazımız eksik kalır. Genel olarak Fas mutfak kültürünün hâkim olduğu Kazablanka, deniz kıyısında bulunma avantajını taptaze deniz ürünleriyle çıkarıyor. Bol bol baharat kullanan bu mutfak, tatlı ve tuzluyu aynı tabakta buluşturmasıyla başta size biraz garip gelebilir ama inanın çok lezzetli. Bir tür güveç olan ve aynı isimli özel çömlekte pişen tajin, bizdeki köftenin değişik bir versiyonu kefta, bol bol et ve sebze ile hazırlanan kuskus, özellikle düğün, bayram gibi özel günlerde sunulan ve bir tür çorba olan harira ve tabii ki Faslıların meşhur nane çayı buradan tatmadan dönmemeniz gereken lezzetlerin başında geliyor. Birbirinden lezzetli ve bol çeşitli sokak yemeklerinin bulunduğu Kazablanka’da Fransız mutfağını deneyimleyebileceğiniz Le Relais de Paris, deniz ürünleri sevenlerdenseniz Port de Peche, Fas kültürü ve mutfağının hakkını veren Dar Beida ve Basmane bizim size diğer önerilerimiz.

Haydi, şimdi “Casablanca” filmindeki gibi “Tekrar çal, Sam!” diyoruz. Tekrar çal ve biz Kazablanka’nın bu büyülü rüyasından hiç uyanmayalım!

Siz de bu büyülü rüyaya ortak olmak ve Akdeniz’in tüm güzelliklerini içinde saklayan bu mütevazı kentte kaybolmak isterseniz Atlasglobal’den hemen yerinizi ayırtın.

O büyük gün geldi; hayatınız boyunca beklediğiniz evlilik teklifini aldınız! Düğün hazırlıkları, gelinlik provaları, dans müziği seçmek, evinizi hazırlamak derken tatlı telaşlar yaşadınız. Bu hazırlıkların içerisinde belki de gelinlik-damatlık seçimi kadar zor olan bir bölüm var ki; o da romantik balayınızı geçireceğiniz yere karar vermek. Tatlı telaşların tatlı yorgunlukları da beraberinde getirdiği bu dönemde, Türkiye’nin birbirinden muhteşem tatil destinasyonlarına Atlasglobal ile rahatça uçarak, yolda geçireceğiniz süreyi kısaltabilir, balayı keyfinizi uzatabilirsiniz.

Gelin, Türkiye’nin birbirinden şahane doğal güzellikleriyle ünlü balayı noktalarını birlikte inceleyelim…

Bodrum

“Nasıl anlatsam, nerden başlasam… Bodrum, Bodrum…” demiş MFÖ. Ne güzel demiş! Bodrum’u anlatmaya kelimeler yetmez gerçekten. Ege’nin incisi, yerli yabancı tüm turistlerin gözdesi. Mavi ve beyazın en çok yakıştığı yerlerden Bodrum, denizi, güneşi, doğası, birbirinden güzel otel ve restoranlarıyla size unutulmaz bir balayı yaşatacak yerlerden. İster doğanın içinde sakin ister hareketli bir balayı geçirmek isteyin, bol bol gezmeli Bodrum size istediğiniz her şeyi sunacak. Meşhur Halikarnas Caddesi ve marinadaki restoranlarda birbirinden lezzetli deniz ürünlerinin keyfini çıkartırken, Bodrum Kalesi’nde gün batımında en güzel balayı fotoğraflarına imza atabilirsiniz. Hangisini seçerseniz seçin “aşıklar şehri” Bodrum, size unutulmaz anılar bırakacak.

Dalaman

Yukarıda bahsettiğimiz Bodrum’u, Marmaris’i, Fethiye’si, Datça’sı, Milas’ı, Köyceğiz’i, Kavaklıdere’si ve daha sayamayacağımız onlarca muhteşem noktası ile Muğla; Türkiye’nin gözbebeği adeta. Buradaki doğanın bir tarifi yok. Her köşesi tarih, her adımı doğal güzellik olan Muğla, size eğlence, dinlenme, tarih ve kültür dolu bir balayı sunuyor. Birbirinden güzel koyları, yemyeşil doğası, eşsiz plajlarıyla bu şehir, dünyanın en güzel yerlerinden biri kabul edilen ve yılın her günü birçok ziyaretçiye ev sahipliği yapan “Kelebekler Vadisi”ni de bünyesinde barındırıyor. Fethiye, Ölü Deniz bölgesi ise mavinin her tonunu görebileceğiniz denizi ve bembeyaz kumlarının yanı sıra macerasever çiftlere yamaç paraşütü, rafting, bungee jumping gibi adrenalin dolu aktiviteler sunuyor. Biz Muğla’yı anlatmakla bitiremeyeceğiz. İyisi mi siz balayı rotanızı Muğla’ya çevirin. Ne demişler; anlatılmaz, yaşanır!

Antalya

Alanya, Kemer, Belek, Kaş, Manavgat, Kekova Bölgesi, şelaleler, kanyonlar… Akdeniz’in en güzel şehirlerinden Antalya’nın görülmesi gereken noktaları saymakla bitmez. Sıcacık Akdeniz iklimi, her yandan yükselen portakal ve narenciye kokuları, şehir merkezindeki tarihi dokusuyla sizi saran Antalya, Türkiye’nin turizm cenneti. Neredeyse küçük bir şehir kabul edebileceğimiz birbirinden güzel otelleriyle Antalya size harika bir balayı deneyimi yaşatacak şehirlerden. Son zamanlarda oldukça popülerleşen, alternatif tatilcilerin cenneti Kaş da Antalya’da yer alan, dinginliğiyle size bambaşka bir balayı deneyimi sunacak bölgelerden. Sevimli mi sevimli caretta caretta kaplumbağalarıyla tanışmak isterseniz de sizleri Patara Plajı’na bekleriz. Antalya bugüne kadar ev sahipliği yaptığı medeniyetlerin izleri, doğası ve ultra lüks turizm tesisleriyle unutulmaz balayı deneyiminin ilk adresi.

Mikonos

Mavi-beyaz evleri, muhteşem plajları ve Ege kültürüyle harmanlanmış şirin sokaklarıyla Mikonos, rahatlıkla ulaşabileceğiniz küçük bir cennet adeta. Sadece fotoğraflarını gördüğünüzde bile bayılacağınız bu bembeyaz Yunan adası, size en güzel anılarla hatırlanacak bir balayı vadediyor. Turkuaz renkli deniz sizi çağırırken adanın merkezi Chora’da bulunan yel değirmenleri en güzel fotoğraflarınızın arka planını oluşturacak. Merkezde bulunan Little Venice’de birbirinden şık restoran ve kafelerde Ege ve Yunan lezzetlerinin tadını denizin hemen yanı başında çıkarabilirsiniz. Mikonos’un kalabalığından biraz uzaklaşıp sakin bir yürüyüş yapmak isterseniz, balkonlarından rengarenk begonvil ve sardunyalar sarkan Aro Mera Köyü’nü ve rıhtımını gezebilirsiniz. 500’den fazla kilise bulunan Mikonos’un en meşhur kilisesi ise adaya tepeden bakan Paraportiani Kilisesi. Mikonos Limanı’na en yakın konumda bulunan Malalianos ve Tourlos, Paradise, Agrari ve Elia gibi 15’ten fazla plaja sahip olan adanın en popüleri ise hem denize girebileceğiniz hem de yemek yiyip gün boyu keyifli vakit geçirebileceğiniz Nammos. Denizi, doğası, plajları, tarihi eserleri, müzeleri ve kültürüyle bu güzel ada size masal tadında bir balayı sunacak.

Yazımızı bitirirken şimdi sizi işin zor kısmı olan destinasyon seçimi ile baş başa bırakıyoruz. 😊 Bu kadar harika yer arasından seçim yapmak gerçekten çok zor! Ama bir tanesinde karar kılacağınıza inanıyoruz. Siz yeter ki rotanızı seçin, sonrasında bu eşsiz mekanlarda muhteşem bir balayı yaşamak en kolayı olacak. Hayallerinizdeki balayını planlamak için hemen Atlasglobal’i ziyaret edin.

Biz yaptık, size de tavsiye ediyoruz:

23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı’ndan önce sizin için Avrupa’nın en çok ziyaret edilen temalı eğlence parkı Disneyland Paris’e gittik ve her gün, her yaştan binlerce ziyaretçiyi ağırlayan büyülü Disney dünyasının kapılarını araladık.

Avrupa’da bulunan tek Disney parkı olan Disneyland Paris, 1992 yılında kapılarını ziyaretçilere açmış. 100 farklı ulustan 15.000’i aşkın çalışanıyla Disneyland Paris, Paris’e 32 kilometre uzaklıktaki Marne-la-Vallée bölgesinde bulunuyor. Şehir içinden trenle kolayca ulaşım sağlayabileceğiniz bu muhteşem eğlence parkının bir özelliği de dünyadaki tüm Disney parkları arasında hareket edip arada gürleyen bir ejderha animatroniğine sahip tek park olması.

Parkı daha uzaktan gördüğümüz anda heyecana kapılmaya başlasak da kendimizi tutuyoruz. Parkın ilk giriş bölümü olan Main Street USA, Disney dünyasının kurucusu Walt Disney’in büyüdüğü kasaba modelinden esinlenilerek yaratılmış. Giriş bölümündeki sıra sıra dizili rengârenk dükkanlar aklımızı başımızdan alsa da alışverişlerimizi turumuzun sonuna saklamaya karar veriyoruz.

Detaylara Gizlenmiş Mickey’ler

Asıl büyük heyecanımızı ise, Disney deyince aklımıza gelen ilk karakter Mickey’i karşımızda görünce yaşıyoruz. Çocukluğumuzun sevimli mi sevimli kahramanı her zamanki sımsıcak gülüşüyle karşılıyor bizi. Bu noktada şunu da paylaşmadan geçmeyelim; çocuklardaki gerçeklik algısının bozulmaması için koskoca Disneyland’de sadece bir Mickey ve bir Minnie var. Her yerde karşınıza çıkmayan bu karakterlerle gerçeklik algısı destekleniyor ve çocuklar Minnie ve Mickey’den sadece birer tane olduğuna inanıyorlar. Ama parkın havalandırmalarından yol döşemesindeki taşlara, aksesuarların yerleştirilme şeklinden süslemelerdeki detaylara kadar gizlenmiş binlerce Mickey kafasını bulmak için aramızda bir oyun kuruyor ve çok eğleniyoruz.

Main Street USA’dan sonra parkın dört ana bölümü var: Frontierland, Adventureland, Fantasyland, Discoveryland. Sanırım bizim ilgimizi en çok çeken -ki yaş ortalamasının en yüksek olduğu kısım- Adventureland oldu. Burada Indiana Jones’un maceralarına katılıp Karayip Korsanlarları’yla savaştık. Discoveryland’de Buzz Işık Yılı’nın kötü adamı yenmesine yardım edip, Fantasyland’deki Uyuyan Güzel Şatosu’nda prensin gelip öperek bizi uyandırmasını hayal ettik.

Sınırsız Aktivite Alanında Leziz Yiyecekler Denedik

Disneyland Paris’te yapacak aktiviteler saymakla bitmez ama biz sizin için denediklerimizden birkaçını daha aktaralım; yaşayacağınız en benzersiz hız treni deneyimi için Big Thunder Mountain, Star Wars severlerin bayılacağı HyperSpace Mountain, Neverland’in büyüsüne inanmaktan vazgeçmeyenler için Peter Pan Flight mutlaka denemeniz gereken aktivitelerden.

Bu kadar maceradan sonra karnınız mı acıktı? Size neredeyse akılınıza gelen her türlü yemek seçeneğini Disneyland Paris’te bulabileceğinizi söyleyelim. Birbirinden farklı temalarla hazırlanmış restoranlar arasında bizim en çok dikkatimizi çeken Cafe Mickey oldu. Burası çocuklu ailelerin de en çok tercih ettiği yer. Tüm bu restoranlar dışında Disney karakterleri şeklinde waffle’lardan şekerlemelere, çikolatalardan sosisli sandviçlere kadar lezzetli mi lezzetli birçok alternatif mevcut. Biz Mickey şeklindeki, karamelli çikolata soslu waffle’ları yerken kendimizden geçtik. Walt Disney’in kararıyla parkta bulamayacağınız tek şey ise sakız. Parkları temiz tutmak adına bu kararın alındığını da belirtelim.

Günün En Önemli Anı: Geçit Töreni

Tüm gezmeler, maceralar ve leziz keşiflerden sonra artık Disneyland Paris’te akşam olmuştu ve biz de gittikçe hareketlenen kalabalıktan önemli bir şeylerin olduğunu anlamıştık. Kalabalığın gittiği yöne doğru biz de yol aldık ve anladık ki her akşam 5’te Disneyland Paris’in en önemli, en kaçırılmaması gereken olayı varmış: Geçit Töreni! Çocukluğumuzun tüm kahramanları şarkılar ve danslarla önümüzden geçerken biz de onlara eşlik ettik, yeniden çocukluğumuzun o en masum, o en güzel günlerine döndük. Geçit Töreni hepimizin yüzünde kocaman bir gülümseme bırakarak uzaklaşırken, bu güzel günü Main Street USA bölümündeki meşhur Disney mağazası Emporium’dan içimizdeki çocuğa hediyeler alarak bitirdik ve Disneyland Paris’ten kocaman bir mutlulukla ayrıldık. Muhteşem kapıdan çıkarken son düşüncemiz buraya mutlaka tekrar gelmemiz gerektiğiydi.

Disneyland Paris anlatmakla bitmez, eğer siz de bu eşsiz ve büyülü macerayı yaşamak istiyorsanız Atlasglobal Paris uçuşunuzu hemen ayırtın.

Orta Asya’dan Kanada’ya uzanan bir yolculuk… Yolunun geçtiği tüm kültürleri etkilemiş, literatüre “tulipomania” adında bir hastalık eklemiş, şiire, mimariye, hatta nakışlara konu olmuş, Osmanlı İmparatorluğu’nda bir döneme adını vermiş bir bitki; lale. Baharın müjdecisi bu güzel çiçek, şimdi İstanbul Lale Festivali ile yeniden sahnede.

 

Vatanı Orta Asya kabul edilen ve soğanlı bir bitki olan lale, Selçuklular döneminde Anadolu kültürüne yayılmaya başladı. İlk olarak Mevlânâ Celâleddin-i Rumi’nin eserlerinde konu edilen lale, 16. ve 17. yüzyıllarda Osmanlı kültürünün en gözde simgesi haline geldi. Huzur ve refahı, bolluk ve bereketi temsil eden lale, Osmanlı’nın çöküşünden önceki en şaşalı dönemine de adını vererek yerini güçlendirdi. Tam da bu dönemlerde Avrupa macerasına başlayan lale; Hollanda’da büyük önem kazanarak, temel kültür ikonlarından biri haline geldi. Öyle ki lalenin Türkiye’den Hollanda’ya geliş günü, burada her yıl milli bayram olarak kutlanıyor. Zaman içinde Hollandalılar lale yetiştiriciliğinde öyle bir seviyeye ulaştı ki, Osmanlı bile lalelerini Hollanda’dan ithal etti. Antik Yunan’da, Roma’da, Rönesans’ta hiç tanınmayan bu çiçeğin soğanları bir dönem Avrupa’da “tulipomania” adlı lale çılgınlığına neden olarak, nice milyonerin servetini eritmesine yol açtı.

Altın Çağını Yaşadığı Şehir İstanbul’da Bir Lale Festivali

Baharın müjdecisi lale için İstanbul’un, İstanbul için de lalenin önemi büyük. 2005’ten itibaren İstanbul Büyük Şehir Belediyesi tarafından düzenlenen İstanbul Lale Festivali, bu yıl 1-30 Nisan’da tüm İstanbul’u rengârenk kuşatacak! Pembesi, sarısı, moru, beyazıyla tüm İstanbullulara muhteşem bir renk cümbüşü yaratacak olan İstanbul Lale Festivali kapsamında, sergiler, fotoğraf yarışmaları ve spor aktiviteleri de yapılması planlanıyor. Yurt içi ve yurt dışından gelen katılımcılarla gerçekleşecek İstanbul Lale Festivali; Emirgan Korusu, Sultanahmet Meydanı, Kadıköy Göztepe 60. Yıl Parkı gibi farklı lokasyonlarda ve İstanbul’un her yanında açan milyonlarca lale ile baharın neşesi ve heyecanını bizlere aşılayacak.

Siz de bu büyülü renklerin bir parçası olmak ve baharın en güzel günlerinin tadını çıkarmak isterseniz, Atlasglobal ile İstanbul’a seyahat edebilir, rengârenk laleler arasında kaybolabilirsiniz.

Pedal çevirmeyi sevenler, sizler için çok özel bir yazı kaleme aldık. Bu yazımızda Atlasglobal’in kanatlarından indikten sonra, doya doya bisiklet kullanabileceğiniz dünyanın o meşhur şehirlerine gidiyoruz.

Amsterdam, Hollanda

7’den 70’e her yaştan insanın pedal çevirdiği şehir, Hollanda’nın başkenti Amsterdam! Çocuk yaşlı demeden hemen herkesin bu kadar bisiklet hayranı olması gösteriyor ki bisiklet, Amsterdamlılar için bir yaşam biçimi… Hâl böyle olunca Amsterdam’ın 400 kilometrelik bisiklet yoluna sahip olması hiç de şaşırtıcı değil. Üstelik şehrin tüm kanalları ve sokakları bu yollarla birbirine bağlanmış durumda. Amsterdam’da gezilecek, görülecek yer bol; araç kullanmanız cebinizi biraz yakabilir, “Tabana kuvvet!” deyip yürümek ise ayaklarınızı şişirebilir. Siz ya bisikletinizle gidin Amsterdam’a ya da şehre adım atar atmaz bir bisiklet kiralayın mutlaka.

Bordeaux, Fransa

Bir diğer bisiklet durağımız, Fransız lezzetleri ve şaraplarıyla ünlü bir şehir: Bordeaux! Son yıllarda bisikletçilere özel düzenlemeler sayesinde bisiklet trafiği artan Bordeaux, bisiklet tutkunu turistlerin de favorisi artık. Şehrin 139 noktasından kiralayabileceğiniz 1.500 bisiklet bulunuyor burada. Bordeaux’u da bisikletle dolaşabileceğiniz şehirler listenize almanızı şiddetle öneriyoruz. Güzel şehir…

Paris, Fransa

Bordeaux’tan sonra hemen Fransa’dan ayrılmayın, çünkü bisikletsever Paris’e de uğramalısınız. Bu romantik şehrin sokaklarını bisikletle turlamak ayrı bir keyif verecek size. Resmi ve şık elbiseli insanların günlük ulaşım için bisikleti kullandıklarını görmek, şehrin ruhuna ayrı bir hava katıyor gerçekten. Bisiklet sürmenin moda olduğu bu şehirde de bisiklet kiralamanız tabii ki çok zor değil. Çünkü hemen hemen 4-5 sokakta bir karşınıza bisiklet kiralama otomatları çıkıyor.

Stockholm, İsveç

Doğal güzelliklerinin, tarihi dokusunun yanında yeşil parkları ve bisiklet parkurlarıyla turistlerin kalbini çalan Stockholm da sizi bisiklet sürmeye çağırıyor. Bisiklet sürmenin çok yaygın olduğu şehrin her köşesini pedal çevirerek gezebilirsiniz. Bu arada şehre yeni ayak basan bir gezgin olarak rehber eşliğindeki bisiklet turuna katılmak, tam bir nokta atışı yaparak şehri keşfetmenizi sağlayacak. Şehrin şirin caddeleri ve adalarında bisikletle dolaşırken yüzünüze vuran o tatlı esinti, Stockholm’un size en büyün hediyesi olacak.

Siz de bu bisiklet dostu şehirlerde unutulmaz anılarınız olsun istiyorsanız, Atlasglobal’den biletinizi alın ve hemen rüyanızdaki şehirlerde pedal çevirmeye başlayın. Unutmayın, 15 kg’a kadar olan ilk bisikletinizi taşımak Atlasglobal’de ücretsiz!

Evet, sonunda hayalini kurduğunuz, aylarca planladığınız o yurt dışı tatilini gerçekleştiriyorsunuz. Gezip göreceğiniz tarihi yerler, tadacağınız leziz yemekler, size ömür boyu anı olarak kalacak muhteşem fotoğraflardan önce ilk defa yurt dışına çıkacaksanız bilmeniz gereken önemli ipuçları var.

İşte, ilk defa yurt dışına çıkanlar için derlediğimiz hayat kurtaran öneriler:

 

  1. Geçerli Pasaport Sürenizi Kontrol Edin

Pasaport işlemlerini tamamladınız, pasaportunuz elinize ulaştı. Peki, bu sizin yurt dışına çıkmanız için yeterli mi? Hayır. Öncelikle dikkat etmeniz gereken şey pasaportunuzun geçerlilik süresi. Çoğu ülke pasaportunuzun seyahat tarihinden sonra 6 ay daha geçerli olup olmadığına, içerisinde mutlaka 2 boş sayfa bulunmasına dikkat ediyor.

 

  1. Önceden Online Check-in Yaparak Uçuşunuzu Garanti Altına Alın

Yurt dışı uçuşlarında uçak saatinden 45 dakika önce check-in işlemi kapanır. Yani, bir aksilik olur da siz beş dakika geç gelirseniz, uçamazsınız. İşte, bu olasılıklara karşı önlem olarak online check-in yaptıysanız, bagajınızı bırakıp direkt uçuş kapısına giderek uçağa binebilirsiniz. Eğer bagajınız yoksa bekleme süreniz daha da azalır. Uçtuğunuz hava yolundan biletinizi satın aldığınıza dair bir onay e-postası gelir. Bu e-postada bir PNR numarası vardır. Hava yolunun web sitesindeki ya da mobil uygulamasındaki online check-in sekmesine PNR numaranız ile adınız ve soyadınızı girerseniz online check-in işleminizi yapabilirsiniz. Bunların dışında başka bir bilgi daha; tercih ettiğiniz hava yolunun bagaj hakkını da önceden bilmeniz size hem valizlerinizi hazırlarken hem de yurt dışında alışveriş yaparken yardımcı olacak.

 

  1. Döviz İşlemlerini Mutlaka Türkiye’den Çıkmadan Halledin

Türk liranızı gideceğiniz ülkenin parasına çevirme işlemini yurt dışına çıkmadan yapmanızı tavsiye ederiz, çünkü bu işlemi yurt dışında yaparsanız yüksek komisyonlarla karşılaşabilirsiniz. Tabii ki Türkiye’de Meksika pesosu bulamayabilirsiniz. Bu durumda yanınızda bulundurduğunuz para biriminin dolar olmasını öneririz. Bu arada yurt dışında kredi kartının her yerde geçmediğini de belirtelim.

 

  1. Harç Pulunuzu Yatırmayı Unutmayın

Pasaport kontrolüne girmeden önce yurt dışı çıkış harç pulunu almanızı tavsiye ediyoruz. Eğer yurt dışında oturma izniniz bulunmuyorsa 15 TL vererek bu pulu havalimanındaki ilgili bölümlerden almanız gerekmekte.

 

  1. Pasaport Kontrolündeki Sorulara Hazırlıklı Olun

Özellikle gittiğiniz ülkede yapılan pasaport kontrolü, hepimizi sebepsizce geren, hatta üzerine skeçler yazılıp espriler yapılan bir durum. Yabancı dil yüzünden daha da sıkıntılı hale gelen bu süreçte aslına bakarsanız yanıtlamanız gereken bazı temel ve basit sorular var:

  • Nereden geliyorsunuz?
  • Ne için geldiniz?
  • Nerede konaklayacaksınız?
  • Ne zaman döneceksiniz?
  • Bu ülke üzerinden başka bir ülkeye geçiş yapacak mısınız?

Bu sorulara cevaplar verdiğiniz ve yasal olarak bir sorununuz olmadığı takdirde stres yapabileceğiniz bir durum yok. Yabancı dil konuşulduğunda sıkışırsanız yanınızdakilerden yardım alabilirsiniz. Bir ek bilgi daha; yurt dışındayken kaybetme veya çaldırma ihtimalinize karşı pasaportunuzun kimlik sayfasını ve vizenizin bir fotoğrafını mutlaka çekin.

 

  1. Gideceğiniz Ülke Hakkında Önceden Yapacağınız Küçük Araştırmalar

Gideceğiniz ülke hakkında önceden bilgi sahibi olmak tatilinizi güzelleştirebilir. Seyahat etmek istediğiniz ülkenin kurallarını bilmek, gezilip görülecek yerler hakkında önceden araştırma yapıp bir plan çıkarmak, ülkenin resmi tatil ve bayramlarını dikkate almak size tatilinizde büyük kolaylık sağlayacak. Bu sayede o çok görmek istediğiniz müzenin resmi tatil yüzünden kapalı olması gibi sürprizlerle karşılaşmazsınız. Gideceğiniz ülkenin hava koşullarını bilmek de size valizinizi hazırlarken ipuçları verecektir.

 

  1. Yurt Dışında Ulaşım ve İletişim

Özellikle Avrupa ülkelerinde metro ağı çok yaygın ve gayet başarılıdır. Bu yüzden gideceğiniz ülkenin metro ağını ve seferlerini gösteren bir uygulamayı önceden telefonunuza indirmek çok işinize yarayacaktır. Bunun dışında şehrin genel bir haritasını yanınızda ya da telefonunuzda bulundurmayı da ihmal etmeyin. Telefon demişken, telefon hattınızı yurt dışına mutlaka açtırmanız gerekmekte. Kaldığınız otelin bilgi kartının fotoğrafını çekmek de size büyük kolaylık sağlayacak bir detay.

 

Hem yurt dışına çıkarken hem de ülkeye dönerken, çıkabilecek aksilikleri göz önüne alarak en az iki saat öncesinden havalimanında olmayı unutmayın! Tüm bu tavsiyelerimize uyarsanız sorunsuz bir seyahat yapma şansınız çok yüksek! Yurt dışı maceranız sizi bekliyor, o zaman Atlasglobal ile heyecan verici bir ülkeye uçmanın zamanı gelmedi mi sizce de?